Haberler

Anadil ve Sancısı

Gazete Duvar’dan İrfan Aktan, Türkiye’de en kapsamlı Kürtçe-Türkçe sözlüklerinden birinin yazarı olan dilbilimci Zana Farqînî ile Kürtçenin mevcut durumu ve Kürtçeyi bekleyen akıbet hakkında önemli bir söyleşi gerçekleştirdi. Birçok önemli noktaya ayrıntılı bir şekilde temas ediyor Farqînî, hepsini bu yazıya taşımak zor. Ben, öne çıkan bazı konulara değinmekle yetineceğim. Konuyla alakadar olanlara bu söyleşinin tamamına bakmalarını tavsiye ederim.
-  A  +

Vahap Coşkun - Farqînî, evvela, Kürtçenin Kürtler tarafından politikleştirilmediğine dikkat çekiyor. Her halk gibi Kürtler de dilleriyle doğal bir ilişki içindeler. Kürtçeyi politik bir meseleye dönüştüren, Kürtler değil, devletin Kürtçeye karşı takındığı tutum. Cumhuriyet’in başından beri devletin Kürtleri asimile etmek için müracaat ettiği en mühim araçlarından biri, dildi. Devlet, Kürtleri dillerinden uzaklaştırmak için her metodu uyguladı; Kürtçeyi kriminalize etti, kamusal alandan kopardı, vs.

Kürtçe yönelik bu baskı politikasında zaman zaman gevşemeler olsa da devletin ana ekseni değişmedi. Nitekim HDP’li belediyelere atanan kayyımların Kürtçeye karşı tasarrufları da bunu teyit eder nitelikte. HDP’nin elindeki son il belediyesi olan Kars’a atanan kayyımın yaptığı ilk işin belediyenin Kürtçe hizmet veren sosyal medya hesaplarını kapatmak olması, Kürtçe karşıtı siyasetin devamlılığının bir göstergesi.

AHLAKİ AÇMAZ

Dile yönelik yasak, kaçınılmaz bir biçimde, uygulayıcılarını ahlaki tutarsızlığa düşürüyor. İki açıdan: Birincisi, Türkçe için “hak” görülenin Kürtçe için “kabul edilemez” bulunmasıdır. Farqîni, Demirel’in Balkanlarda ve Erdoğan’ın da Almanya’da yaşayan Türkleri “Sakın dilinizi unutmayın” diye tembihlediğini, oradaki yönetimlerden anadilde eğitim isteğinde bulunduklarını hatırlatıyor.

Ancak başka ülkelerdeki Türkler için anadilde eğitimi savunanlar, sıra Kürtlerin aynı çerçevedeki talebine gelince yan çiziyorlar. Türklere helal olanı Kürtlere haram kılmayı, Türkler için ana mutlak bir gereklilik olarak görüleni Kürtler söz konusu olduğunda çeşitli bahanelerle paranteze almayı meşrulaştırmanın imkanı yoktur.  Meşrebinize göre ister dini ister seküler terminolojiye müracaat edeni, hiçbiri buna cevaz vermez.

Çünkü dil, bir halkın en değerli varlığıdır; dilin işlevi, sadece insanların birbirleriyle iletişime geçmelerini, birbirlerini anlamaları sağlamak değildir. Dil, halkın kültürünü yaratır, muhafaza eder ve istikbale taşır. Geçmiş ile gelecek arasında köprü kurar. Dolayısıyla bir dil doğrudan veya dolaylı yollardan yasaklanmasının ya da önüne aşılması güç bariyerler konulmasının nihai neticesi, o dilin mensubu farklı kuşaklar arasındaki bağlantının kopmasıdır.

“MEDENİYET DİLİ”

İkincisi ise, her yönden kıskaca alınan bir dilin günümüz dünyası için “yetersiz” olduğunun iddia edilmesidir. Kürtçeyi önce akla zarar kısıtlamalara maruz bırakıp ardından Kürtçenin gelişkin bir edebiyat ya da bilim dili olmadığını söylemek,  ahlaken malul bir tutumdur. “Her dil canlı bir organizma gibidir” diyor Farqînî: “Bugün Türkçeyi yasaklasanız, eğitim dili olmaktan çıkarsanız, horlasanız, o da geriler. O dili konuşanların kelime dağarcığı zamanla daralır, kuşaklararası aktarım zayıflar, eski sözcükler unutulur, yeni sözcükler üretilemez.”

Çünkü dil kamusal hayatta oldukça gelişir; desteklenen, ihtimam edilen, hakkında çalışmalar yapan resmi ve sivil kurumlara sahip olan bir dil, kavramlar üretir, kelime hazinesini geliştirir ve her geçen gün büyür. Kürtçenin bütün gelişme kanallarını kapatıp, “Kürtçenin üstünde tepinip sonra da ‘bu dil gelişmemiş’ diyemezsiniz.”

[...]

Yazının devamı için: Kurdistan24

https://www.kurdistan24.net/tr/opinion/2ab16b22-4981-4132-8860-0e3838f1f2fb