Haberler

"Vatandaş Türkçe Konuş!"

Tam 6-7 Eylül'ü unutmaya başladığımız, demokrasiye geçtiğimizi zannettiğimiz günlerde bu davranışların yeni bir milliyetçi dalganın işareti olup olmadığı üzerine konuşmuştuk...
-  A  +

Gençay Gürsoy - Geçmiş dönemlerle kıyaslama olanağım yok ama bizim üniversite yıllarımızda çok sayıda "gayrimüslim" öğrenci vardı. 1915 tehciri, Cumhuriyet'in kuruluşunu izleyen "mübadele" uygulamaları ve 6-7 Eylül olaylarına karşın; özellikle İstanbul'da gündelik hayatta, sokakta, çarşıda, pazarda Türkçe dışındaki dillerde konuşan İstanbullular pek yadırganmazdı. Ortaköy'de yaşadığım yıllarda mahallede, semt pazarında, Boğaz kıyısında piyasa yapanlar arasında Rumca, Ermenice ve Sefarad İspanyolcası ile konuşanlar dikkatimizi bile çekmezdi. Bizim fakültede de, her sınıfta en az 4-5 gayrimüslim öğrenci olurdu ama yakınlarında Türkler olduğu zaman çoğunlukla kendi aralarında da Türkçe konuşurlardı. Ben o zamanlar bunu bir tür nezaket gösterisi sayar, takdirle karşılardım. 27 Mayıs sonrası ortalığın yatıştığı günlerde, özellikle üniversite gençleri arasında, nedenini kavrayamadığımız bir "Vatandaş Türkçe konuş!" kampanyası başlamıştı. Bildiğim kadarıyla Milli Türk Talebe Birliği'nden (MTTB) kaynaklanan bu kampanya, büyük sokak eylemlerine yol açmamıştı ama arada basına yansıyan ufak boyutlu şiddet gösterilerine, itişmelere rastlanıyordu.

Bunlardan birine, sosyalist arkadaş grubu olarak, bir hafta sonunda Kalpazankaya'dan denize girmek için Burgazada'ya giderken ada vapurunda tanık olmuştuk. Aralarında cıvıl cıvıl Rumca konuşup gülen kızlı erkekli bir genç grubu, aynı yaşlarda birkaç genç Türkçe konuşmaları için oldukça sert şekilde ikaz etmiş; kalabalık grup anında susmuş ve vapurdan ininceye kadar sessizce yerlerinde oturmuşlardı. Biz durumu kavrayıp müdahale edinceye kadar o gençler gözden kaybolmuştu. Çok canımız sıkılmıştı. Bazı arkadaşlar benzer örneklere başka yerlerde de rastladıklarını anlatmıştı. Tam 6-7 Eylül'ü unutmaya başladığımız, demokrasiye geçtiğimizi zannettiğimiz günlerde bu davranışların yeni bir milliyetçi dalganın işareti olup olmadığı üzerine konuşmuştuk. Bir süre sonra, askeri yönetimin İstanbul Valisi olarak atadığı General Refik Tulga'nın gençlik örgütleri temsilcilerini toplayıp Türkçe konusundaki "hassasiyet"lerini kutlamakla beraber, turizme zarar verebileceğini hatırlatarak kampanyayı fazla abartmamalarını önerdiği duyulmuştu.

Bu olayları anlamlandırmaya çalışırken, bir taraftan böyle sorunların artık aşıldığını, arada rastlanan bazı hoyratlıkları fazla önemsememek gerektiğini düşünür, bir taraftan da  çocukluğumda aile çevresinde anlatılanları, babamın çocukken yaşadığı köydeki yetim  Ermeni çocuğunun öldürülmesi ile ilgili trajik tanıklığını anımsar, vardığım sonuçlardan kuşkuya düşerdim. O günlerde fakülteden sınıf arkadaşım Yetvart Delda ile bu konuyu konuşmaya karar vermiştim. Yetvart sakin tabiatlı, çok okuyan, klasik müzik düşkünü bir arkadaştı. Müzik dinlemek üzere beni Şişhane civarındaki evlerine davet ettiği bir gün bu konuyu açtım. "Geçmişte bir sürü acıklı olay yaşandığını, tek tük tatsız örneklere rastlansa da ayrımcılık, yabancı düşmanlığı gibi ilkelliklerin artık toplumsal bir sorun olmaktan çıktığını düşündüğümü söylediğimde, Yetvart'ın buruk bir gülümsemeyle, "Sen hiç Ermeni oldun mu?" diye sorduğunu hiç unutmuyorum.

Yetvart yüzündeki o buruk gülümsemeyi sürdürerek, bir Ermeni olarak resmi bir kurumda iş takip etmenin, herhangi bir nedenle karakola düşmenin, mahkemelik olmanın, bir kavgaya karışmanın, bir Türk komşu ile sorun yaşamanın, bir Türk'e karşı trafik suçu işlemenin ne demek olduğunu uzun uzun anlattı. Gomidas'ın trajik yaşamını ilk kez ondan öğrendim. Yetvart'ın ailesi İstanbul Ermenilerindendi ama 1915'i yaşayan akrabaları vardı. Olup bitenleri unutmanın, bu konu açıldığında susmak zorunda kalmanın hiç kolay olmadığını söylediğinde uzaktan ahkâm kesmenin derin utancını yaşadığımı anımsıyorum. Ondan edindiğim birkaç kitabı okumakla başlayıp, belleğimde kalan aile anlatılarını, anıları başka bir gözle yeniden değerlendirmeye çalıştım. Yetvart'ın uyarısı olmasaydı, Ermeni sorununu kavramak için ben de, yıllar sonra kaldırımın ortasında yatan ölü bedeniyle ulusal utancımızı gözümüze sokan sevgili dostum Hrant Dink'i bekleyecektim.

[...]

Yazının devamı için: T24

https://t24.com.tr/yazarlar/gencay-gursoy/vatandas-turkce-konus,26878