Haberler

Bellek, Kültür, Mekân: Musadağ Müzesi

Musadağ Müzesi’nin kurucularından Lora Baytar Çapar ile Musadağ Müzesi’ni, müzenin koleksiyonunu ve Vakıflıköy’ü konuştuk. Çapar, “Bu müze ile Vakıflıköy’ün sadece kiliseden oluşmadığını bu köyün bir hikâyesi ve yaşanmışlığı olduğunu da göstermek istedik. Bizim köyümüzün bir hikâyesi var sadece tek kare fotoğraflık değil buradaki yaşam…” dedi.
-  A  +

Berkan Döner - Hatay’ın Samandağ ilçesine bağlı Vakıflıköy’ün adı ne zaman geçse, peşi sıra şunu da duyarsınız. “Türkiye’nin tek Ermeni köyü”. Bu “tek” olma özelliğinin tarihin ve toplumun vicdanındaki yeri üzerine düşünülüyor mu, bilmiyorum. Fakat özellikle son yıllarda epey ilgiyle karşılandığı, Hatay’a yapılan turistik ziyaretlerin vazgeçilmez rotasını oluşturduğu kesin. Köye yapılan bu ziyaretlerden genellikle nar ekşisi, likör, reçel, meyve suyu, baharatlar, defne sabunu, defne yağı ile dönülüyor. Bu ürünlerin hepsi “Vakıflı Köyü Kooperatifi Kadınlar Kolu” tarafından hazırlanıyor. Vakıflıköy, bu lezzetlerin ve doğal güzelliğinin yanı sıra bundan sonra kendini tarihsel ve kültürel belleğiyle de anlatabilecek.

Vakıflıköy Surp Asdvadzadzin Kilisesi Vakfı’nın Nisan ayında Doğu Akdeniz Kalkınma Ajansı’na (DOĞAKA) yaptığı başvuru olumlu sonuçlandı. DOĞAKA’nın desteğiyle Vakıflıköy’de bir müze kuruldu. “Musadağ Müzesi” projesini hayata geçirenlerden biri de Lora Baytar Çapar. İstanbul doğumlu olan Lora, İstanbul Üniversitesi Sanat Tarihi bölümü mezunu. İstanbul Teknik Üniversitesi’nde “Ermeni Mimarisi” üzerine yüksek lisans yaptı. On üç yıl boyunca da Agos Gazetesi’nin Kültür Sanat Editörlüğü’nü başarıyla yürüttü. 2013 yılında hayatını Vakıflıköylü, veteriner hekim Cem Çapar’la birleştiren Lora, yedi yıldır Vakıflıköy’de yaşıyor. Bu evliliğin en önemli özelliği ise 100 yıl sonra İstanbul’dan Vakıflıköy’e giden ilk “gelin” olması. Öyle ki evlendiklerinde “yüzyılın düğünü” olarak yorumlanmıştı. Gelin, müzenin hikayesini Lora Baytar Çapar’dan dinleyelim.

Vakıflı’da “Musadağ Müzesi” kurma fikri nasıl oluştu?

Köyde, köyün kültürünü anlatan bir müze kurma fikri hep aklımızda vardı aslında. Çünkü ziyaretçiler köye gelip kilisede bir fotoğraf çekip reçeller, likörler, nar ekşileri ve kadınların yaptığı el ürünlerini satın alıp gidiyorlardı. İşte o ziyaretçilere bu köyde daha fazlasının olduğunu göstermemiz gerekiyordu. Köyde en son 2017 yılında açılışı yapılan Patrik Mesrob 2 Kültür Merkezi içerisinde yer alan pansiyon odaları köyün konaklama ihtiyacını büyük oranda giderdi ancak köye gelen ziyaretçilerin köyde daha fazla vakit geçirmek için bir alan arayışı vardı, işte bu müze de bu arayış sürecinin bir ürünü diyebiliriz. Ben Hatay’a yerleştikten sonra Hatay Arkeoloji Müzesi’nin eski müzeden yeni müzeye geçiş sürecinde sanat tarihçisi olarak çalıştım ve bu süreçte bir müzenin nasıl oluştuğuna yakinen tanık oldum. O projede birlikte çalıştığımız Mine Yar ve Celaleddin Küçük ile birlikte bu müzenin projesini oluşturduk ve onların danışmanlığı eşliğinde de müzeyi tamamlamayı başardık.

‘TEK ERMENİ KÖYÜ DEYİŞİNDEN ÇOK DAHA FAZLASI’

Musadağ Müzesi bize ne anlatacak? Müze, ziyaretçilere hangi kültürel ve tarihsel mesajları verecek?

Musadağ Müzesi ziyaretçiye sadece Vakıflı’nın değil Musadağ’ın diğer köylerinin nasıl bir köy olduğunu, bu köydekilerin ne konuştuğunu, inançlarının nasıl olduğunu, bayramlarını nasıl kutladıklarını, ne yediklerini, tarımda ve mimaride nasıl başarılı olduklarını, evlilik geleneklerini, müziklerini, fotoğraflarını, insan hikayelerini, göç günlerini vb. birçok detayı anlatıyor. Kısacası Musadağ Müzesi, ziyaretçilere köye gelip kilisede bir fotoğraf çekip gitmeden önce köyü tanıma fırsatı veriyor. İşte o ziyaretçiler, Musadağ Müzesi sayesinde bu köyde daha fazlasının olduğunu görme fırsatı buluyor. Bu müze, bu köy için klişe olmuş “Tek Ermeni köyü” deyişinden çok daha fazlasının söylenebileceğini gösteriyor.

Genel olarak müzeyi özetlemek gerekirse, Patrik Mesrob 2 Kültür Merkezi içerisinde yer alan müzeye girişte sizi bir nişan elbisesi karşılıyor. Baydzar Silahlı’ya ait bu nişan elbisesi çok eski bir eser olmasa da, terkedilmiş Yezur köyünde eski bir taş evde bulunduğu şekliyle sergiye yerleştirilmiş oluşuyla etkiliyor ziyaretçiyi. Daha sonra biletinizi alıp içeri girdiğinizde ise aynı kelimenin Türkçe, Ermenice, köy Ermenicesi ve İngilizce karşılıklarının yazılı olduğu kelimeler duvarıyla karşılaşıyorsunuz. Diller arası karşılaştırma yapma fırsatı veren bu alan sizi Musadağ parparı denilen köy Ermenicesinin hikayesine yönlendiriyor.

Ardından kısa bir Musadağ tarihçesini okuyor ve din vitrinine doğru yönleniyorsunuz. Din vitrini içerisinde dini ayinlerde kullanılan obje ve kıyafetler yer alıyor. Sırma işlemeli kutsal kâse örtüsü, altın haç ve sırma işli muganni kıyafeti dışında özel İncil ve dua kitabı da dikkat çeken eserler arasında. Hemen yanında perdeye basılmış bilgi panosunda Musadağlılar’ın dini inanışını ve yortularını okuyabiliyorsunuz. Bilgi panoları önünde ise 1996’da yıkılan eski kilisenin çan kulesini görüyorsunuz. Müzenin en özel bölümlerinden biri şüphesiz Harisa (keşkek) Köşesi. Köyde her yıl 15 Ağustos’a en yakın pazar günü kutlanan Meryem Ana yortusunda üç gün üç gece kutlanan “üzüm bayramı”nda davul zurna eşliğinde pişirilen harisa geleneğinin anlatıldığı bu bölümde silikon bir heykel ile harisa yapımı canlandırılıyor. Kurulan bir ses efektiyle kazanlarda harisanın dövülme sesine de şahit oluyorsunuz. Ayrıca yine bu bölümde harisa bayramının her aşamasını izleyebileceğiniz kısa bir film de yer alıyor. Harisanın ardından bir bavul, bir baston ve göçmen kuşlarla göçü hissediyor ve Port Said günlerinin anlatıldığı alana yönleniyorsunuz. Yine bu alanda bir ses efekti var. Köyün nenelerinin seslendirdiği gurbet türküsü duygusal anlar yaşamanıza sebep olabilir. Musadağlılar’ın 1915’te Port Said’e gidişleri ve orada geçirdikleri günlerini bilgi panosunda okuduktan sonra hemen önünde yer alan vitrinde yüz yıllık iğne oyası işlerinden örnekler görüyorsunuz. İğne oyası teknikleri de yine bu bölümde anlatılıyor.

Güneye bakan iki katlı ve livanlı taş evleriyle Musadağ köylerinin mimari bir tarzı vardır. Bugün hala Vakıflı’nın yanı sıra özellikle Hıdırbey köyündeki taş evlerde görebildiğiniz bu tarz ve mimari geleneği ayrı bir bilgi panosunda, müzik ise hemen yanındaki bilgi panosunda anlatılıyor. Yine bu alandaki vitrinlerden birinde kutsal eşyalar ve diğerinde müzik aletleri sergileniyor.

Müzenin en özel alanlarından bir diğeri evlilik gelenekleri köşesi. Bu alanda kız istemeden kınaya ve düğüne kadar pek çok gelenek yer alıyor. Vitrin içerisinde eski bir gelinlik ve damatlığın yanı sıra baş bağlama geleneğine de tanık oluyorsunuz. Ayrıca vitrin içerisinde düğün tebriği için gönderilmiş telgraflar ve Yoğunoluk köyünde terkedilmiş bir evden çıkma likör takımı da dikkat çekiyor. Bir de eski düğünlerden görüntülerin yer aldığı film yer alıyor bu bölümde. Yine bir ses efekti de var bu alanda. Zurnacı Panos ile davulcu Panos’un 1946’da Muzaffer Sarısözen ve ekibi tarafından kayda alınmış “kayabaşı” ve “depki” havaları inceden inceye hafızanıza işliyor. Köyün eski bir fotoğrafının illüstre edildiği özel köşede bir platform yer alıyor. Hasır örgülü bir sandalye üzerinde fotoğraf çekilebileceğiniz bir alan burası. Bu bölümün bir özelliği de çektiğiniz fotoğrafı müzede bırakarak kayıp akrabalarınızın sizi bulmasını kolaylaştırıyor. Yanındaki duvarda eski fotoğrafların kolajından bir pano yer alıyor. Fotoğrafların önündeki kutucuklardaki müze logolu kartlara içinizden geçenleri yazabileceğiniz interaktif bir alan burası. Tarım ve hayvancılık da bilgi panoları ve vitrin içi eserlerle anlatılıyor.

Ayakkabı yapımında kullanılan iplik ve iğne, kemik tarak, şarap damacanası, zeytin kavanozu, yün eğirme aleti “maneç” vb. dışında, Vakıflıköy’ün organik tarımdaki başarısını gösteren bir ödül de vitrin içi eserlerden. Vakıflıköy’ün bugününü anlatan özel bir film, belgesel odasında ziyaretçileri bekliyor. Erhan Arık imzalı bu film 2019 yazında çekildi. Küçüklükten beri yaz ve kış tüm hayatını köyde geçiren ve belli başlı karakterlerle zaman geçiren Arık, onların günlük yaşantısı üzerinden köy hayatını anlatan bir belgesel hazırladı. 45 dakikalık belgesel geniş pencereden bakınca Musadağ kültürünü anlatıyor.

Müzede tüm panolar Türkçe ve Ermenice dillerinde hazırlandı. İngilizce için bir QR kod sistemi yer alıyor. Oluşturulan QR kodları okutarak metinlerin İngilizcelerine ulaşabiliyorsunuz. Ayrıca müze içerisinde iki kiosk yer alıyor bunlardan birinde aile fotoğraf ve günlük arşivleri diğerinde ise sözlü tarih mülakatları ve pano metinlerinin Ermenice seslendirmelerini bulabiliyorsunuz. Küçük bir alanda çok fazla duygusal ayrıntının yer aldığı müzeden eski kilise önündeki kalabalık halk fotoğrafıyla ayrılıyorsunuz.

[...]

Röportajın devamı için: Gazete Duvar 

https://www.gazeteduvar.com.tr/kultur-sanat/2020/06/07/bellek-kultur-mekan-musadag-muzesi/