İnternette nupel.net. tarafından yayınlanan ‘8 Soruda Kürtler ve Ermeni Soykırımı’ başlıklı yazınız kamuoyunda oldukça yoğun tepkilere neden oldu. Hangi çevrelerden olumsuz tepkiler aldınız?
Öncelikle bir tespitle sorunuza cevap vermek isterim. Marx, Engels’e yazdığı bir mektupta ‘Kapital’ isimli çığır açıcı eserinin yayınlanmasının ‘sessizlik suikasti’ ile karşılandığından bahseder. Marx’ın metaforik ifadesini ödünç alıp konuşursam eğer söz konusu ettiğiniz yazı, 105 yıllık soykırıma dair Kürtler arasında süregelen sessizlik suikastını önemli ölçüde kırdı. Yazının biricik ve en temel amacı bu konuyu tartış(tır)maktı ve bu manada yazının amacına ulaştığını düşünüyorum. İkincisi, yazının Kürt siyasal kâmusunda ufak çaplı bir infiale yol açtığını söylemek abartı olmaz sanırım. Gelen tepkilerin barometresini tuttuğumuzda ise karşımıza çıkan basıncın hangi fay hatlarını harekete geçirdiğini görmek hassaten fikir vericiydi. Kürt sağının hinterlandında yer alan ve bilhassa da AKP’ye yakın kesimler beklediğim üzere ateş püskürdü yazıya mesela. Yine Kürt solunun içinden kimi figürler ile ana akım Kürt siyasetinin kamusal figürlerinin bir kısmının yazıya çatık kaşla baktığını görmüş olduk.
Beni en çok şaşırtan şey itiraf edeyim ki tepkilere eşlik eden ‘muazzam bilgisizlik’ haliydi. Marx’ın dediği gibi tam da ‘bilmiyorlar ama yapıyorlar’ durumu neredeyse bütün tepkilerin müşterek lügatiydi. Bu manada yazının talihsiz bir şekilde büyük oranda bilgisizliğin kakafonik gramerine çarptığını söyleyebilirim. Ki bir açıdan çokça gürültü çıkmasının sebebi de buydu. Soykırım, iştirak, distribitörlük, bürokrasi kavramlarını bilmeyen kişiler günlerce metne eziyet edip durdu.
Siz daha önce de bu mesele üzerine konuştunuz ve yazdınız. Daha önce sessizlikle hatta olgunlukla karşılaşılan tezlerinize şimdilerde bu sert tepkinin gösterilmesini neye bağlıyorsunuz?
Evet, haklısınız ben bu tezleri ilk kez ileri sürüyor değilim. 8 yıldır bu meseleyi çalışıyorum, 2015 yılında yine Agos’ta yaptığımız söyleşide hemen hemen aynı şeyleri söyledim. Bu durumda “Ne oldu da o zaman hamledilen yazı şimdi kıyamet kopardı?” sorusunu sormamız lazım. Bu sorunun cevabı Kürtlerin son beş yıllık siyasal tercihleri ve yaşanan süreçlerle doğrudan bağlantılı bana kalırsa.
Bu manada gelen tepkilerin karakterine baktığımda Kürt sosyolojisinin son beş yılda önemli oranda değiştiğine karine teşkil edecek veriler gözlediğimi belirtmek isterim. Görünen o ki Kürt toplumu daha sağ, daha etnik bir milliyetçiliğin markajı ve kuşatması altında. Agresif, alarmist ve de din taklidi seküler bir mukaddesat evreni dolayımıyla hem de. Böyle olduğu ölçüde Kürt toplumuna içkin çoğulcu, özgürlükçü ve demokratik standartların daraldığını bunun yerine saldırgan, rövanşist ve neredeyse ülkücülük kodlarında seyreden sağ-muhafazakâr bir damarın ortaya çıktığına şahit oluyoruz. Bu sebeple de olsa gerek “yine olsa yine yaparız” diyen, “ama onların hiç mi suçu yoktu” diyen, “biz kesmeseydik, onlar kesecekti” frekansında konuşan nobran bir sosyalitemiz var artık. Bu baskın sosyolojik hal, inkâr korosunu tahkim ettiği gibi bir noktadan sonra neredeyse tamamen Türk sağının kötü bir fotokopisi semptomlarını taşıyor. Fakat bunu söylerken Kürt sağının içinde yeni, genç, yaratıcı bir muhafazakâr dalganın boy verdiğini ve bunu ayrı tutarak konuştuğumu eklemek isterim. Velhasıl linç orjisinde bir araya gelen bu telaş örgütlenmesi Kürt sağını hem motive etti hem de konsolide etti. Ve öyle görünüyor ki bu damar ana akım Kürt siyasetini de kuşatmış durumda. Fakat hiç de azımsanmayacak ve ağırlıkla HDP’ye yakın muhafazakâr bir kesim de olan biteni anlamaya, araştırmaya çalışarak hakkaniyetli bir tutum kuşandı ki, bu önemliydi.
[...]
Röportajın devamı için: Agos
http://www.agos.com.tr/tr/yazi/24009/kurtler-arasindaki-sessizlik-suikasti-onemli-olcude-kirildi