Jînda Zekioğlu - Doğu Ekspresi o yıllarda henüz Batı’dan Doğu’ya fotoğraf çekmek, yataklı vagonlarla iki üç günlük macera yaşanacak bir Orient Ekspres değildi. 80 sonrasının izleri, sokakları kanlı ve yıkıntılar arasında bırakmıştı. Mîrza Metîn’in ailesi de bu göçten nasibini aldı. O 3 yaşındayken bindiler onları İstanbul’da Haydarpaşa’ya bırakacak olan trene.
İstanbul sokaklarının Kürtçesi unutturulmuş ancak Kürtlüğü kaybolmamış çocuğu olarak büyüdü. Her yaz gittiği Kars’ta, Türkçe konuşuyorlardı onunla. Şehirden gelenle Kürtçe konuşulmazdı zira…
Yurtsever bir ailede, birbirlerini korumaya ve kollamaya ant içmiş aile fertlerinin sınırları zorlayan siyasi gücü ne kadar elverirse o kadarını başardılar.
Yıl 94’e geldiğinde, sokaklarda Özgür Gündem dağıtan bir sokak gazetecisiydi Mîrza.
“Siz de işin bir ucundan tutun” diyerek MKM’ye gidip gelmeye başladılar. Sanatla ilişkilenmesi o günlere dayanıyor.
“Gazete dergi dağıtıyordum, dağıttığım gazetede Kürdistan’da vurulan gazete dağıtımcılarının haberlerini okuyarak…” diye hatırlatıyor Mîrza Metîn, küçücük Kürt çocukların faili meçhul cinayetlerini.
Annesi HEP’in kuruluşunda yer almış, babasına cezaevi yolu görünmüştü. “Ne çok güne kardeşlerimle birlikte yalnız uyandık, ne çok tek kaldık” diye anlatıyor o günlerini:
[...]
Haberin devamı için: Gazete Duvar
https://www.gazeteduvar.com.tr/kultur-sanat/2020/04/28/mirza-metin-kurtce-yuz-yillik-bir-enkazin-altinda/