Yakup Temel - Yıllar önce, genç bir karı koca çocuklarının bir rahatsızlığı için muayenehaneme gelmişlerdi. Nartan isimli bu şirin çocuk muayene olmakta biraz isteksizdi.
Anne babası,'Çerkesçe konuşursan daha rahat muayene edebilirsin" dedi. İlginç bir şekilde çerkesçe konuşunca beni daha rahat ve güvenli bulmuş ve daha rahat diyaloğa girmişti. Nartan o zamanlar 2 -3 yaşlarında ve kendi yaş grubuna uygun bir Çerkesçe konuşuyordu. Ailesine bunu nasıl başardıklarını sorunca, evde kendisi ile sadece Çerkesçe ile konuştuklarını belirtiler.
Nartan belli aralıklar ile gözlük kontrolleri için sürekli muayenehaneme geldi ve ben her gelişinde onunla sürekli Çerkesçe konuşarak rahat diyalog sağladım. Çerkesçe konuşmamdan dolayı bana olan yakınlığında açıkça hissediyordum.
Böylece bir kaç yıl geçti. Bir gün yine son kontrollerden biri için geldiklerinde, her zamanki gibi ben yine Çerkesçe ile konuşunca, bana ilk defa Türkçe olarak karşılık verdiğini gördüm. Tekrar tekrar her seferinde Çerkesçe sorular sormama rağmen anadiliyle konuşturamadım. Hem üzüldüm hemde hayal kırıklığına uğradım tabii.
Anne ve babası, son zamanlarda bütün uğraşlara rağmen artık Nartan'ı Çerkesçe konuşturamadıklarını söylediler. Neden belli idi, Nartan büyüyüp oyun çağına gelmiş ve sokak arkadaşlıkları başlamıştı ve bu şekilde hakim kültür ve dilin hakimiyet alanına girmişti. Ailenin koruyuculuğu ve dış etkilerden izolasyonu sona ermişti.
[...]
Yazının devamı için: Bianet
https://bianet.org/bianet/siyaset/220335-nartan-ve-anadiller