Dünya küçücük bir azınlığın elinde sömürünün, eşitsizliğin, savaşların, yasakların arttığı bir dönemi yaşıyor. Buna karşı çıkan büyük bir çoğunluk ise demokrasi, eşitlik, adalet ve özgürlük talep ediyor. Eğitim de bu mücadele alanının önemli zeminlerinden birini oluşturuyor. Çünkü eğitim, egemenlerin var etmek istediği birey ve topluma dair tüm arzularını açığa çıkaran önemli bir araç olmayı sürdürüyor.
Egemenlerin eğitim politikalarına karşı; çocukların bilişsel, duygusal ve sosyal açıdan güçlenmesi ve içinde bulunduğu toplumu, dünyayı değerlendirebilecek, eleştirebilecek donanım kazanması için güçlü bir mücadele yürütülüyor. Eşitliği, özgürlüğü, demokrasiyi, insan haklarını, çocuk haklarını güçlendirmeyi talep eden, dolayısıyla biz yönetilenlere dayatılan yaşamın ötesinde başka bir hayatı var etmenin peşine düşen, farklılıklarımızla birlikte eşitçe yaşayabileceğimiz bir hayata rehberlik eden bir eğitim politikasının ısrarla savunulması gerekiyor.
Şüphesiz bu mücadelenin önemli bir parçasını anadilinde eğitim hakkı oluşturuyor. Birleşmiş Milletler Eğitim Bilim ve Kültür Örgütü’nün (UNESCO) “Tehlike Altındaki Diller Atlası”na göre, Türkiye’de 18 dilin yok olma tehlikesi altında olduğu belirtiliyor.
Çocukların kimliklerinin ve kişiliklerinin bir parçası olarak anadillerinin değersizleştirilmesi, özgüvenlerini ve özsaygılarını olumsuz etkilemekle kalmıyor, var olan eşitsizliklerin derinleşmesine neden oluyor.
Kapitalist sistemin gelişim süreciyle birlikte izlenen resmi devlet politikaları da dillerin varlığını tehdit etmeyi sürdürmektedir. Ülkemizde de yakın zamana kadar bırakalım resmi dil dışındaki anadillerinin eğitim alanına girmesini, bu dillerin varlığı bile inkâr edilmiştir. Fakat son 20-25 yılda dünya dillerinin korunmasına ilişkin oluşan bilinç ile birçok çalışma yapılmış ve dilin, anadillerin kamusal alanda, okulda, evde, iş yerinde, devlet dairelerinde, sinema, televizyonda vs. konuşulma ve yazılma hakkının elde edilmesi bir hak, özgürlük, demokrasi ve eğitim mücadelesinin ayrılmaz bir parçası haline gelmiştir. Bugün gelinen noktada dünyada ve ülkemizde anadilinde eğitim hakkı önüne çıkarılan her engel, daha ağır sonuçlar doğurmaktadır.
Uluslararası Anadili Günü’nün 22. yılında anadillerin birleştirici özelliğinin altını çizmek gerekiyor. Anadil birleştirir ve paylaşılanı artırır, bu özellikleri ile de sosyal içerme, yenilikçi düşünme ve hayal gücünün gelişimini sağlar. Bu bağlamda, bireyin kendi anadili dışındaki dillerde eğitim almak durumunda kalması hem eğitim sürecinde sorunlara hem de buna bağlı olarak eşitsizliklere neden olmaktadır.
UNESCO verilerine göre dünya nüfusunun % 40’ının konuştuğu veya anladığı dilde eğitime erişemediği dikkate alındığında, “anadilinde eğitim” sorunu küresel bir gerçeklik olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu sorunun artık kapsamlı olarak ele alınması ve çözüm üretilmesi gerekmektedir.
Her ne kadar 2012 yılında yapılan mevzuat değişikliği ile “yaşayan diller ve lehçeler dersi” adı altında dil dersleri seçmeli dersler şeklinde eğitim programına eklenmişse de bu durumun anadilinde eğitim hakkının yanına dahi yaklaşamayacağı görülmelidir. Milli Eğitim Bakanlığı’nın soru önergelerine verdiği yanıtlardan görüleceği üzere, 2013-2014 eğitim döneminde seçmeli anadili dersi alan öğrenci sayısı 53 bin olarak açıklanmıştır. 2014-2015 eğitim öğretim yılının ilk döneminde öğrenci sayısı önceki yıla oranla yüzde 45 artarak 85 bine ulaşmıştır. Bu seviyede bir talep olmasına rağmen 2014 yılında yaşayan diller ve lehçeler dersi için 17 öğretmenin ataması yapılmış, Aralık 2015 atamalarında ise bu öğretmenlere 9 öğretmen daha katılmıştır. Ancak MEB’in resmi rakamlarında bu alana dair istatistik vermemesi, konunun ne kadar ciddiye alındığına dair soru işaretlerinin sayısını arttırmaktadır.
Bu gerçekle birlikte Türkiye son yıllarda ciddi bir göç almıştır. Farklı ülkelerden, farklı dil ve lehçelerde anadiline sahip olan çok sayıda öğrenci, Türkiye eğitim sistemine entegre edilmek istenmiştir. Ancak eğitim hakkını korumak, sadece eğitim sistemine giriş yapılmasını sağlamak değildir. Eğitim hakkı, diğer hakların da güçlü biçimde yaşam bulmasıyla asli niteliğine bürünebilmektedir. Dolayısıyla anadilinde eğitim hakkı yok sayılarak eğitim hakkının karşılandığını iddia etmek sadece gerçeği çarpıtmak anlamına gelmektedir.
Hâlbuki yapılan araştırmalar göstermektedir ki, anadilini yetkin bir şekilde öğrenemeyen kişi, ikinci dili de iyi bir şekilde öğrenemez. Azaltıcı çok dillilik denilen bu durumun temel nedeni, çocuğun anadilindeki gelişiminin yarıda kesilmesi, anadilinin ikincilleştirilmesi, önemsiz görülmesidir. Oysa çocuk anadilini iyi öğrendiği zaman, ikinci bir dili de iyi öğrenebilir. Arttırıcı çok dillilik denilen bu durum, eğitimde, toplumda hâkim olan dil ile farklı anadillerinin birlikte kullanılmasıyla, hepsine eşit değer verilmesiyle mümkün olabilmektedir.
Bu nedenle anadilini konuştuğu için linç edilenlerin görüntülerine değil, diller üzerindeki yasakların, kısıtlamaların deprem gibi olağanüstü zamanlarda anlamsızlaşmasına değil, herkesin eşit haklarla yaşadığı bir toplumsal yaşama tanık olmak istiyoruz. Dilin sadece bir iletişim aracı olmadığının ve bir kültürün, düşünme biçiminin dolayısıyla edebiyatın, sanatın, felsefenin, tarihin de dil ile yaşayabileceği gerçeğinin kabul edilmesini istiyoruz.
[...]
Basın açıklamasının devamı için: Eğitim Sen
http://egitimsen.org.tr/21-subat-dunya-anadili-gunu-kutlu-olsun-3/