Sebahattin Çurmıt
Eski bir mızıkanın tuşlarında başlamış, ağır aksak arşınlarken yalnızlığını Uzunyayla, o eski ihtişamından kırıntılar barındıran bir bozkırdı artık. Her şey bir trajediyle başlamıştı, kadim topraklarından sürülmenin acısıyla kendilerine yurt edindikleri bu bozkırda yeni bir hayatı, yeni bir geleceği yaratmanın gayretiyle inşa ettikleri evler artık birer virane.
Çocuktuk içimiz kıpır kıpırdı, tüm günümüz dışarıda arkadaşlarla koşturup oynamakla geçerdi. Televizyonlar girmemişti daha hayatımıza, tek tük evlerde bulunan radyolarda Türkçenin anlamadığımız tınısı kulaklarımızı tırmalıyordu. Dedelerimiz, ninelerimiz anlatırdı; Kuiyjini’nin büyüleyici ve bir o kadar da aşağılanmanın sonunda kahramana dönüşmesinin sevinci yankılanırdı yüreğimizde. Kimi zaman kahramanın atının burnundan çıkan alevin, kimi zaman da büyücülerin esiri olurduk rüyalarımızda. Köyde herkes birbirini tanır, herkes birbirine benzerdi; kimi zaman aceleci, kimi zaman da hırçın bir rüzgar olurdu. Bazen basit bir nedenden dolayı kavga ederlerdi, neden kavga ettiklerini bilmeden bir imecenin içinde şakalaşıp çalışırlardı…
Biraz daha büyüdük, büyüdükçe okullu olduk, anadilimizde konuştuğumuz için cezalar aldık, birbirimizi ispiyonlamak için yarışır olduk! Ödül mü? Ödül, öğretmenin ağzından çıkacak bir “afferim”di! Yavaş yavaş kulaklarımızı Türkçe doldurmaya başladı. Anadilimiz Adıgecenin daha bizi bırakmadığı zamanlardı ama okulda tedirgindik. Anadilimizdeki her sözcük okulda yaramazlıktı, evde öğretmene karşı çıkıştı; sonu azardı, bazen de kötekti. Yavaş yavaş köyün dışına yani şehirlere gidişler arttı, herkes gittiği yerden bir şeyler taşıdı, kimi tamamen köyünden taşındı. Kimi de “Yazları gelirim okul tatillerinde” dedi…
[...]
Yazının devamı için: Jıneps
https://www.jinepsgazetesi.com/ve-masal-bitti-14126.html