Yetvart Danzikyan
- Merujan bey sizle başlayalım, sizin ilk ustanız kimdi? Kuyumculuğa nasıl ve kaç yaşında başladınız?
Merujan Gevik: Ben ilkokul mezunuyum, doğma büyüme Samatyalıyım. İlkokuldan sonra bir iş aramaya başladım. Kapalıçarşı’da, Pastırmacı Han’da bir tanıdık vasıtasıyla işe girmiştim.. Kasketlerin içine damga vururlardı, ben de onları dağıtırdım. Neyse, annem ve babam yaptığım işin kötü ve yetersiz olduğunu düşünüp beni Varakçı Han’da yaptığı küpelerle ün kazanmış bir kuyumcunun yanına verdiler. Kavafyan. Çok büyük insandı, ufkumuzu açardı. Keman çalardı, flüt çalardı. En sonunda orası da olmadı. Masis Torosyan isimli birisi vardı, o da, babası da kuyumcuydu. Çok iyi bir zanaatkardı kendisi. Onun yanında yaklaşık bir sene çalıştım. Kadıköy’de yaşıyordu. Kapalıçarşı içinde bir dükkanı vardı. Çarşıdaki dükkanlar da atölye gibiydi, küçüktü. Kendisi çalışırken bize çay getirmek, gelen müşterilerle ilgilenmek ve ustanın nişanlısı geldiği zaman dışarı çıkmak kalırdı.. Biz de haliyle camiye gidip top oynardık. Ama geç kalırdık, bizi aramaya başlarlardı. İki tokat da yerdik... Oradan çıkınca Beyoğlu’na gittik.
- Asıl ustanız Beyoğlu’nda mıydı?
MG: Evet asıl Beyoğlu’nda başladım işe, Rum bir ustam vardı. İsmi Kosta Gıliços. Terkos Han’daydı o. Terkos Han’da yangın çıkınca Rus Konsolosluğu’nun karşısındaki Ay-Han’a geldim ben.
- Yangından sonra ustanızın yanında mı Ay-Han’a gittiniz yoksa kendiniz mi ayrıldınız?
MG: Ustamın yanında gittim. Daha çocuktum ben, askere gitmemiştim. Ondan sonra Kosta’nın yanındayken askere gittim. Geldiğimde yine onun yanına geldim. Kosta beni evladı gibi severdi. Cuma günleri elimden tutar Burgaz Ada’ya götürürdü beni. Pazartesi de geri getirirdi. Fakat, benim de yavaş yavaş elimden iş gelmeye başlıyordu. İyi de müşterileri vardı. Genelde Rum kökenlilerdi. Sadıkoğlu ailesi gibi değerli müşteriler de geliyordu. Bunların hepsi ustama Levon Saryan’dan kalmaydı. Bu yüzden Saryan, ustama düşman kesilmişti.
- Ara Bey size dönelim şimdi. Siz nasıl bu işe girdiniz? Hangi ustaların yanında yetiştiniz?
Ara Teller: Ben 1955’te memleketim Sivas’tan İstanbul’a geldim. Bir baba dostu beni Kapalıçarşı’da Zincirli Han’da Balyan kardeşlerin, iki kardeşlerdi, Agop ve Ara Balyan’ın yanına verdi. Fakat, o sene yani 6-7 Eylül’de gerçekleşen olaylardan sonra ustalarım ülkeyi terk etmek zorunda kaldılar ve Arjantin’e gittiler. Bu sırada beni hatır için Beyoğlu’nda büyük bir mağazaya verdiler, Saryan mağazası. Ana caddede, Santa-Maria Kilisesi’nin karşısında bir hükümet kuyumcusu. İstanbul’un varlıklı, kalburüstü kişileri için çalışırlardı. Armatörler ve büyük zenginler gelirdi. İsmet Paşa’nın iki oğlu da en büyük ahbaplarıydı, Ömer İnönü ve Erdal İnönü. İsmi Levon Saryan olmasına karşın piyasada Leon Saran olarak tanınmak istiyordu. Katolik bir Ermeni’ydi kendisi. Leon “İşte efendim!” derdi sürekli. Şakacı bir kişiliği vardı. Benim için “Bu gördüğünüz çocuk, Sivas’tan geldi. Benim yanımda çalışıyor. Yerine göre kahvemizi de yapıyor, işimize de koşuyor.” derdi. Rahmetli Ömer İnönü de, “Hadi Sivas’lı, bana bir kahve yap da senin ustalığını görelim.” derdi. O zaman bakır cezveler vardı. Yapardım. “Hakikaten, patronun dediği kadar sen bu işin kralıymışsın! Ben, Taksim’den şu kahveni içmek için, iki de laf etmek için geliyorum.” derdi. Daha kapıdan adımını atarken “Sivas’lı, benim kahvemi yap!” diye bağırırdı gülerek. Hala sesi kulaklarımda çınlıyor. Allah hepsine rahmet etsin.
[...]
Röportajın devamı için: Agos
http://www.agos.com.tr/tr/yazi/23577/bir-zamanlar-beyoglunda-ermeni-ve-rum-kuyumcu-ustalar-vardi