Yetvart Danzikyan
- Sizi Salih Zeki üzerine bir kitap yazmaya sevkeden sebepler neydi? Bu alanda nasıl bir eksiklik gördünüz?
Salih Zeki, 1915-16 yıllarında Kayseri Everek’te kaymakam ve Deyr-ül Zor mutasarrıflığı makamlarında yaptığı işkencenler, cinayetler ve zulümler nedeniyle Ermeni Soykırımı tarihine “Canavar Zeki” olarak geçti. Ben 2007 yılında Ermeniceye çevirip, izahlar ve yorumları ekleyerek Hasan Amca’nın (Çerkes Hasan) “Tehcirin İç Yüzü” anı ve “Peki, yüzbinlerce Ermeniyi kim öldürdü?” makalesini bir kitapçıkta Erivan’da yayınladım. Hasan Amca Suriye’deki toplama kamplarında 25.000 kadar Ermeni kurtardı ve 1961 yılında İstanbul’da onun cenazesine o dönemdeki Ermeni Patriği Şnork Kalustyan da katıldı. Düşündüm ki Salih Zeki hakkında da bir araştırma yapıp ikisini kıyaslamak fena olmaz. Hem de bir başlık da düşündüm “Ermeni Soykırımda İki Çerkes”. Birisi Ermenileri kurtarmış, diğeri de yaklaşık 200. 000 Ermeni imha etmiş. Salih Zeki hakkında bilgiler toplamaya başladığım zaman zannettim ki kolay olacak çünkü o dönemindeki Ermeni, Türk, yabancı çeşitli kaynaklarda, anılarda ve hatıralarda Zeki’nin adı geçiyor. Fakat yaşamı ve faaliyetleriyle ilgili o denli çelişkili ve birbirini çürüten bilgiler var ki, bunların Salih Zeki adlı farklı kişilere ait olduğu izlenimi dahi uyanabilir. İlk bakışta Salih Zeki acımasız bir eylemci, aldığı emirleri yerine getirmek için her türlü yöntemi uygulamaktan çekinmeyen hiyerarşide yüksek düzeyde bir Osmanlı bürokratıdır. Yüzeysel bir yaklaşımla Ermeni Soykırımı döneminde karanlıktan çıkıp insanları topluca yok etmek için en barbar yöntemler kullanan bir mutasarrıf, sonraki yıllarında Bakü’de TKP’nin kurulmasında yer alan ve sonra yine de karanlıkta saklanan bir eylemci. Fakat araştırma zamanında çok enteresan ve beklenmeyen bilgiler ortaya çıktı. Anladım ki Salih Zeki sıradan bir eylemci değil ve onun faaliyetleri Ermeni Soykırımı dönemi ile kısıtlanmıyor. Aksine onun “yıldız dönemi” sonraki 1919-1922 yıllarına denk geliyor. Gördüğüm eksik şu ki bugüne kadar bu dönem ile o kadar ilgili bir eylemci hakkında bir araştırma veya makale bile yazılmamış, çeşitli kaynaklarda olan bilgiler de birbirine uymuyor ve farklı. En basit örnek: Salih Zeki’nin doğum, ölüm tarihi hakkında farklı zamanlar gösteren kaynaklar var. Başka bir problem onun gerçek soyadı ve ona yansıtılan “Zor” soyadı oldu. Türk tarihçiler, (Mete Tuncay ve Erden Akbulut hariç), Deyr-i Zor mutasarrıfı olması sebebi ile Salih Zeki “Zor” soyadı aldı diye yazmaktadır. Aslında o hiç bir zaman “Zor” soyadı kullanmamış, atalarının soyadına “Kuşarkzade-Kuşarkov” dönmüş, Moskova’da Doğu Araştırmaları Enstitüsü'ndeki kısa çalışma zamanında “İsmaylov” (Baba adı İsmail’e aften) ikinci soyadını kullandı. Bir de Moskova ve Tiflis’teki çeşitli gazetelerde yazdığı makaleleri “Sinza” edebiyat takma adı imzalamış. Salih Zeki’nin hakkında kapsamlı bir araştırma olmadığı takdirde hem Ermeni Soykırımı, hem TKP kuruculuğu, hem Bakü’deki Türk komünistler ve Kemalistler arasında kurulan bağlarda onun ve onun gibi İttihatçı tabanlı komünistlerin rolünün tarafsız değerlendirilmesi mümkün olmayacaktı.
- Rusça arşivlerden faydalandığınızı görüyoruz. Size yeni bir bakış açısı sağladı mı bu arşivler?
Kuşkusuz. Bunlardan birisi Azerbaycan’ın Sovyetleştirilmesinde Türk komünistlerin yeri ve oynadığı gerçek rol hakkında yeni belgelerdir. Bolşevikler ve Kemalistler arasında bağlar kurulması, Bakü’deki TKP vasıtasıyla Kemalistlere teklif edilen ve gönderilen yardım meselesine dair yeni ve yayınlanmayan belgeler mevcuttur. Ve çok önemli konular hakkında Rusya’daki arşivlerde olan belgeler yeni bir ışık tutuyor. Bunlardan biri Suphiler (Mustafa Suphi ve arkadaşları) konusudur. 1936 yılında Salih Zeki “Suphi Yoldaş ve 16 Şehitler” başlıklı bir makale yazdı, ama bu makalesi yayınlanmadı ve RGASPI arşivinde (Rusya Devlet Siyasî ve Sosyal Tarih Arşivi) kaldı. İlk olarak benim kitapçıkta bir ek olarak gün yüzüne çıkıyor. Bakarsanız o makalede M. Suphi’nin ve arkadaşlarının öldürülmesi hakkında farklı ve bugüne kadar bilinmeyen ayrıntılar veriyor.
Rusya’daki arşivlerden belgeler toplama döneminde enteresan bir olay yaşadım. RGASPI arşivinde fon 495’de “Salih Zeki” adıyla 266 numaralı dosya var ve orada Salih Zeki adıyla üç kişi hakkında belgeler toplamış, bir de yine Türk komünist Salih Hacıoğlu’nun evrakları aynı dosyada. Salih Zeki’nin resmini istedim ve bana iki defa Salih Hacıoğlu’nun sürgün yıllarındaki resmini gönderdiler. Resmin altında da Osmanlıca “Salih Hacıoğlu” yazıyor, ama belki arşivde Osmanlıca bilen bir eleman yoktu. Sonra gerçek Salih Zeki Kuşarkov’un resmi o arşivdeki başka bir dosyada buldum, hem de resmin altında Rusça “Salih Zeki Kuşarkov” yazmaktadır.
[...]
Röportajın devamı için: Agos
http://www.agos.com.tr/tr/yazi/23578/ittihatciliktan-komunizme-deyr-i-zordan-moskovaya-salih-zekinin-bilinmeyen-hikayesi