Nesi Altaras
1995’te yayınladığı Söyle Margos Nerelisen? Adlı kitabında ise Cumhuriyet dönemi Diyarbakır’ındaki hayatın keskin gözlemcilerden olan Margosyan kendi mahallesinin sınırlarını aşıyor. Yine evini, onu doğurtan ebeyi, ailesini, komşularını okurla tanıştırıyor ama Söyle Margos Nerelisen?‘deki Diyarbakır aralarına kapak sokulmuş sefer taslarından oluşmuş bir şehir değil. Aksine gruplar arası çizgilerin ticaretten aşka her konuda silinip tekrar inşa edildiğini, yıkılmak istenen duvarların arasında kalan hayatları, çocukça çekişmeleri de konu alıyor. Bu edebi projesinde Margosyan belki de başka kimsenin yapmadığı bir şey daha yapıyor: Türkçe edebiyat okuruna Diyarbakır Yahudilerini anlatıyor. Bunu yaparken Margosyan ‘bakın bunlar da vardı, ne kadar ilginç’ demiyor. Anlatımında Yahudi komşularının normalliğini, orada varlıklarının ve öykülerinde yer almalarının sıradanlığını, tabiiliğini gösteriyor.
Zazaca, Kürtçe, Ermenice ve Türkçe’nin yoğurulduğu çocukluk sokaklarını anlatan Margosyan’ın üslubu ‘Bozan’lara Gittik’ öyküsünde belirginleşiyor. Ailecek çıkılan bir akşam gezmesini anlatırken Margosyan şehrin sosyalleşme tarzından ve sınıfsal yapısından ipuçları veriyor ancak ustalığı bir evden diğerine olan yürüyüş boyunca bir komşunun isminden içine düşülen hikayecikler kuyusunda ayan oluyor. Bu uzun dolambaçlı yollara sitem etmesi muhtemel okuru duyan Margosyan hemen geri cevap veriyor: yürüyüş sırasında ‘Senem nenemin biraz dinlenmeleri için mola vermişken, Palancı Kaspar’lardan bir iki satır söz etmeyelim mi?’ (114) Bu girizgahla Kaspar’ın tüm ailesine, ona bakan eczacıya, onun karısına, herkesin gittiği mahalle kahvesine ve gibi gibi mezvulara kapı açıyor. Gece gezmesi sırasındaki bu fazladan gezintiyle Hançepek’le okulu iyice aşina ediyor.
Yahudilerin Diyarbakır’daki yeri ‘Kaltak’ öyküsünde iyice belirgin hale geliyor. İnsanın yaradılışından, Tanrı’ya yakarışından, çok genel bir bakışla başlayan öyküde Yahudiler ‘özi özlerine’ (67) yani dini sadece kendine olanlar olarak bahsedilirken Diyarbakır’da az bulunan dinlerde değil, Diyarbakır’ın dinlerinden biri olarak anlatılıyor. Herkesin birbirine taktığı lakapları, attığı lafları anlatırken Margosyan yine Yahudileri es geçmiyor, onların da şehrin yapısındaki yerini doğallıkla anlatıyor. Fılle, haço, gavur laflarının arasında Margosyan hala Türkiye toplumunda tam anlaşılamayan Yahudi-Musevi kullanımını da özetliyor: ‘Türkçe’de korkak Yahudi deniyordu ama korkak Musevi denmiyordu.’ (69) Bu kibar ismin üzerine bir de Kürtçe Cehü ekleniyor (korkak anlamında bazı bölgelerde hala kullanılan bir kelime) ve ‘Biz Hıristiyanlar ise Yahudilere ‘Moşe’ diyorduk.’ (69) Ermenilerin Gavur Mahallesi’nden hemen sonra Margosyan Yahudi mahallesini anlatmaya başlıyor ve Diyarbakır’ın etnik-dini coğrafyasını unutanlara detaylı olarak hatırlatıyor. Öyküsünde bunun amacı gruplar arası etkileşimin olağanlığını ortaya dökmek, öte yandan da bu etkileşim fazla ileriye gittiğinde, aşka uzandığında, çıkan yaygarayla karşı karşıya koymak. Kaltak başlığından da anlaşıldığı gibi bu fazla ileriye giden etkileşimlerde suçlu bulunan da kadınlar oluyor. Mahalle ile ilgili Margosyan’ı uzunca alıntılamakta fayda var:
[...]
Yazının devamı için: Avlaremoz
http://www.avlaremoz.com/2020/02/11/soyle-margos-nerelisen-diyarbakir-yahudilerinin-dunyasina-bir-pencere/